Şehrin Tek Gazetesi

MODERN ZAMANLARIN KONFOR İLLÜZYONU

modern-zamanlarin-konfor-illuzyonu

Tebrikler!!!

Neden mi tebrikle başladım?

Çünkü, insanlık tarihi boyunca hiç kimsenin ulaşamadığı bir zirvedeyiz: Artık acıkmadan yemek söyleyebiliyor, yerimizden kalkmadan fatura ödeyebiliyor ve parmağımızı sadece ekranda yukarı kaydırarak dünyayı kurtardığımızı hissedebiliyoruz. Tekerleğin icadından beri devam eden o şanlı yürüyüşümüz, nihayet bizi koltuğundan kalkmaya üşenen, pürüzsüz ve “akıllı” bir dünyaya ulaştırdı. Peki, her şey bu kadar kolaylaşırken içimizdeki o bitmek bilmeyen tatminsizlik ve durağanlık hissi nereden geliyor? Acaba sığındığımız o güvenli limanlar, aslında kendi ellerimizle ördüğümüz, dışı pelüş içi parmaklıklı birer hapishane mi?

İtiraf edelim; hepimiz doğduğumuz andan itibaren o ilk ve en kusursuz konfor alanımızın, yani anne karnının peşindeyiz. Her ihtiyacımızın zahmetsizce karşılandığı, sıfır riskli o pembe bulut… Büyüdükçe bu arayışı bırakmıyor, sadece formunu değiştiriyoruz. Kendimize “aman tadımız kaçmasın” temalı hayatlar inşa ediyor, risk almaktan, belirsizlikten ve en önemlisi “rahatsız olmaktan” köşe bucak kaçıyoruz. Sonuç mu? Konfor bağımlılığı bizi doğrudan batırmıyor; çok daha sinsi bir şey yapıyor: Bizi canlı canlı mumyalıyor.

“Yarın hallederim” diyerek ertelenen o son teslim tarihleri, bavul hazırlamayı son dakikaya bırakma sevdası ya da başlanamayan o vizyoner projeler… Hepsi tembellikten değil, konforun bizi parmağında oynatmasından kaynaklanıyor. Kısa vadede “Bugün de yırttık” hissiyle gelen o sahte huzur, uzun vadede koca bir “keşke” olarak masamıza bırakılıyor. Konfor alanı öyle egoist bir yerdir ki, içinde kaldığınız sürece asla başarısız olmazsınız; çünkü zaten hiçbir şey yapmamışsınızdır.

Üstelik bu kolektif uyuşma, toplumsal genetiğimizi de bozuyor. Günümüz insanı, bireysel rahatı bozulmasın diye trafikte kaynak yapmayı zekâ sanıyor, durakta üç dakika sıra beklemeyi zulüm görüyor. Zihinsel konforumuzu korumak adına saatlerce telefon ekranlarında amaçsızca kaybolurken, aslında en büyük lüksümüz olan “derinlemesine düşünme” yeteneğimizi feda ediyoruz. “Yeterince yaptım zaten” mazeretinin arkasına sığınıp, kendi entelektüel tembelliğimizi kutsuyoruz.

Bu görünmez prangadan kurtulmanın yolu, konforu hayatımızdan tamamen atmak değil (zira kimse durduk yere çileci olmak istemez). Asıl mesele, gelişimimizin o aşırı rahat alanlarda değil, bizi hafifçe terleten “öğrenme ve rahatsızlık” bölgesinde saklı olduğunu fark etmek. Gerçek ilerleme, kütüphane köşelerinde tozlu kaynakları didikleyen bir araştırmacının meşakkatinde ya da zor şartlardaki çocukların hayatına dokunmak için rahatını bozan bir öğretmenin çabasında gizlidir. Sınırlarımızı genişletmek istiyorsak, o hafif huzursuzluk hissiyle barışmak zorundayız.

Nihayetinde hayat, sadece en az sürtünmeyle, en az riskle tamamlanması gereken bir simülasyon değil. Modern çağın o uyuşturucu ninnilerine kulakları tıkayıp, altın kafeslerin parlaklığına aldanmayı bırakma vaktimiz geldi de geçiyor. Unutmayın; konfor alanında kalmak belki bizi kısa vadede hayatta tutar, ama bizi asıl yaşatacak olan, o alanın dışındaki belirsizliğe ve potansiyele yeniden talip olma cüretidir.

Ezcümle, uyarımız konfor kafesine kendini hapseden ve konforun uyuşturucu ninnileriyle güven içinde uyuyarak ölmeyi tercih edenleredir.

Kalın sağlıcakla…

, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/modern-zamanlarin-konfor-illuzyonu-332884h.htm,

Yorum Bırakın

İllginizi Çekebilir