Şehrin Tek Gazetesi

Büyüdükçe Neleri Kaybettik?

buyudukce-neleri-kaybettik?

​Zaman, avucumuzun içinden kayıp giden ince bir kum tanesi gibi. Akıp giderken sadece günleri, ayları, yılları götürmüyor yanına; bizden de parça parça bir şeyler eksiltiyor. Dönüp arkamıza baktığımızda, boyumuzun uzadığı, sesimizin kalınlaştığı ya da yüzümüzdeki çizgilerin derinleştiği gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Peki ya ruhumuz? Biz büyüdükçe, asıl neleri bıraktık o çocukluk kokan sokaklarda?

​İlk kayıp, şüphesiz ki “an’da kalabilme” becerimiz oldu. Bir çocuğun dünyasında dün pişmanlık, yarın ise kaygı demek değildir. Çocuk, elindeki boya kaleminin kağıtta bıraktığı izdedir, rüzgarda uçuşan bir kelebeğin peşindedir. Biz büyüdükçe zihnimizi geçmişin keşkeleri ve geleceğin endişeleriyle o kadar doldurduk ki, aldığımız nefesin, bastığımız toprağın, şu anın tadını çıkarmayı unuttuk. Yaşamayı, bir sonraki hedefimize ulaşmak için aceleyle koştuğumuz bir yarış pistine çevirdik.

​Sonra, o koşulsuz merak duygumuzu ve hayret etme yeteneğimizi kaybettik. Bir karıncanın yuvasına ekmek kırıntısı taşımasını saatlerce izleyen o gözler, büyüdükçe sadece faturalara, ekranlara ve yetişilmesi gereken randevulara bakar oldu. Dünyanın mucizelerine karşı körleştik. Gökyüzünün her gün başka bir tuval gibi boyanması sıradanlaştı, yağmurun kokusu sadece “trafiği sıkıştıracak bir detay” haline geldi. Hayatı kanıksadık, şaşırmayı unuttuk.

​En acısı da belki de saf bir güveni ve maskesizliği kaybetmemizdi. Bir çocuk, canı yandığında avazı çıktığı kadar ağlar; mutlu olduğunda ise tüm dünyayı sarsacak bir kahkaha atar. Duygularını saklama gereği duymaz, “El alem ne der?” diye düşünmez. Bizler büyüdükçe, kırılmaktan korktuğumuz için kalbimizin etrafına kalın duvarlar ördük. İncinmemek için mesafeler koyduk, hislerimizi maskelerin arkasına gizledik. İletişimlerimiz stratejilere, dostluklarımız beklentilere dönüştü. İçimizden geldiği gibi olmayı, “ayıp olur” ya da “zayıf görünürüm” kaygısıyla takas ettik.

​Oysa insan olmak, tüm bu kayıpların farkına varabilmekle başlar.

​Büyümek kaçınılmaz bir biyolojik süreçtir ama ruhun katılaşması bir zorunuluk değildir. Bugün, şu an, hayatın karmaşası içinde küçük bir mola verip kendimize soralım: En son ne zaman sadece gökyüzünü izledik? En son ne zaman içimizden geldiği gibi, hiçbir hesap yapmadan birine sarıldık ya da derin bir nefes alıp “Yaşıyorum ve bu bir mucize” dedik?

​Kaybettiklerimizi tamamen yok etmedik; onlar sadece derinlerde bir yerde, bizim yeniden hatırlamamızı bekliyor. Hayatı yeniden bir çocuğun gözündeki o saf ışıkla görebilmek, kaybettiğimiz o samimi parçalarımızla yeniden kucaklaşabilmek ümidiyle…

, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/buyudukce-neleri-kaybettik-332162h.htm,

Yorum Bırakın

İllginizi Çekebilir