Görmeyi bilen gözler için zaman, kendini her şekilde hatırlatır. Bazen bir caminin minaresinde, bazen bir şehrin sokaklarında, bazen bir köprünün üzerinde, bazen bir dağın heybetinde… Bazen de bir bardak çayın dumanında!
Demem o ki, en sıradan bir şeyin bile bir mazisi, derin bir hikâyesi vardır.
Sofralarımıza eşlik eden, sohbetlerimize karışan bir bardak çay, yalnızca içilen bir sıvı değildir. O da bir yolculuktur; nereden başlayıp nereye uzandığını bilmeye çalıştığımız bir zaman yolculuğu!
Şimdi bir bardak çayın buharını takip edip zamanın en eski kıvrımlarına doğru ilerliyorum. Çünkü çay, yalnızca modern zamanın içeceği değildir; geçmişin derinliklerinden süzülüp gelen sessiz bir hafızadır.
Bu hafızanın izini sürerken , kendimizi çok uzak bir zamana M.Ö binlerce yıl öncesine uzanan bir başlangıca bırakıyoruz.
Çayın kökeni M.Ö 2737 yılında Çin İmparatoru Shen-Ning”e uzanır. Rivayet odur ki, kaynanan suyun içine düşen çay yapraklarıyla birlikte su değişir; doğa kendi rengini insana sunar. Ve çay, böylece insanlık tarihine bir keşif gibi değil, kendiliğinden giriverir.
Bir kültür, sadece sofralarda yaşadığı sürece eksik kalır. Esas olan onu nesilden nesile aktarmak, hafızaya dönüştürmek ve yazıyla ölümsüzleştirmektir. Çay da tam burada bir çiçek olmaktan çıkar; bir kültürün taşıyıcısına dönüşür. Tabii ki buna kafa yoran insanlar olmaz mı? Buyurunuz bakalım kimlermiş bunlar!
*Wang Bao alım ve hazırlama konusundaki talimatları ile birlikte, tarihte bilinen ilk çay kitabını yazdı. (M.Ö 59)
*Ünlü Cerrah ve Psikolog Hua Tua, çayın içinde beyin fonksiyonlarını geliştirdiğini açıklayan Shin Lun kitabını yazdı.
Anlaşılıyor ki çay, yalnızca damak tadına değil, zihne ve hayata da dokunan bir miras olarak varlığını sürdürüyor.
Bilgin Lu Yu, çayı bir kültürün merkezine taşıyan ilk büyük eseri Çay Klasiği’ni yazdı. Bu eser ona adeta yaşayan bir bilge gibi bir saygınlık kazandırdı; İmparatorluk tarafından da himaye edilmesine vesile oldu. Adamlar M.Ö bu işin keyiften öte, bir disiplin olmasına kafa yormuşlar. Ne de iyi etmişler.
Kitabında çayın hazırlanışı ve yetiştirilmesi yöntemlerini anlatırken, ona neredeyse sihirli bir dokunuş yapmış. Çayın kokusu ve lezzeti, onun satırlarından zamana yayıldı; buhar buhar, yudum yudum…
M.S 400-600 yılları arasında çay talebi artıyor. Çiftçiler çayı yabani bitkilerden toplamak yerine, çayı yetiştirmek için yollar aramaya başlıyor.
Ve çay, M.S 618-906 yılları arasında Tang Hanedanlığı zamanında toz çay şeklinde üretiliyor. Çay kervanları İpek Yolu üzerinden taşınarak Hindistan, Türkiye ve Rusya ile ticareti yapılan bir içeceğe dönüşüyor.
Bu kadar sanıyorsanız yanılıyorsunuz, daha 1900 yılları var, şimdiki zamanı var. Var da var!
Bir yaşam biçimi, kültür, gelenek!
Evet, çayı bir bilgi gibi değil, duygusal ve zamansal bir hafıza gibi işliyorum.
Görüyoruz ki çay, kendine her alanda yer edinmiş bir bitkidir. Topraktan sofraya, sofradan kütüphaneye ve oradan insanlığın ortak hafızasına uzanan bir yolculuğun adıdır.
Bu yolculukta çayın yalnızca bir nesne değil, aynı zamanda bir alışkanlık olduğunu da görüyoruz. İnsan onunla sabahını açar, sohbetini derinleştirir; onunla bazen susar bazen konuşur. Çay günlük hayatın en sıradan anlarını bile bir ritüele dönüştürür.
Belki de bu yüzden çay hızın değil, yavaşlığın içeceğidir. Bir yudumda aceleyi azaltır; zamanı biraz daha görünür kılar. İnsan, elindeki bardakta yalnızca sıcak bir sıvı değil, aynı zamanda kendine ayrılmış küçük bir durak taşır.
Çay ince belli bir bardakta geçmiş zamanı, şimdiki zamanı ve gelecek zamanı buluşturur. Yani tüm zamanları tadarız.
Benim de vazgeçilmezim olan çaya dair söylenecek sözler, verilecek bilgiler, anlatılacak hikâyeler bitmez. Ama şimdi gelin, bir çay molası verelim; devamı başka bir yudumda yeniden başlasın.
Çay tadında okumalar diliyorum.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/zamanin-demi-bir-bardakta-zaman-331048h.htm,








