Şehrin Tek Gazetesi

İnanmak istiyoruz ama…

İnsan kalbinin en büyük yorgunluğu, şüpheyle sınandığı anlarda başlar. Bugün sokakta yürürken, televizyon ekranına bakarken ya da bir sosyal medya akışında kaybolurken hepimizin içine o soğuk fısıltı sızıyor: “Acaba aldatılıyor muyuz?”
Bu soru, bencil bir insanın sorusu değildir aksine. Bu soru; yüreğini açmış, ekmeğini bölüşmüş, başkasının acısıyla uykusu kaçmış ama o temiz niyetinin suiistimal edilmesinden korkan namuslu insanın sitemidir. Haklı mıyız? Sonuna kadar haklıyız. Güvenin bir kez zedelendiği yerde, binlerce doğru tek bir şüphenin gölgesinde kalır.
Sağ Elin Verdiğini Kamera Görünce
Bugün iyilik, hiç olmadığı kadar gürültülü bir çağın tam ortasında yaşıyor. Eskiden sağ elin verdiğini sol el görmezken, şimdilerde o elin ulaştığı her yer, kurulan her çadır, dağıtılan her ekmek kameranın objektifinden geçip ekranlarımıza düşüyor. İhtiyacı olanla imkanı olanı buluşturan, geniş kitleleri tek bir çağrıyla harekete geçiren figürler hayatımızın merkezinde. Onların samimiyetine inanmak, onlarla birlikte iyiliğin bir parçası olmak istiyoruz.
Peki, tam da bu noktada, o çok güvendiğimiz, adeta birer “kurtarıcı” gözüyle baktığımız yapılar ve isimler neden içimizde derin bir şüphe bırakıyor?
Her Şeyi Bir Kişinin Sırtına Yüklemek
Bugün büyük yardım hareketlerinin en büyük zaafı, kurumsallıktan ziyade tek bir yüzün popülaritesine sırtını dayamasıdır. Ekranlardan tanıdığımız, güvendiğimiz o lider figür gittiğinde veya bir tartışmanın odağı haline geldiğinde, arkasındaki binlerce insanın emeği ve milyonlarca liralık bütçe bir anda sarsıntıya uğruyor.
Gerçek yardımlaşma, bireysel kahramanlık öyküleri üzerinden yürümemelidir. Bir yapıyı güvenilir kılan şey, o yapının başındaki popüler ismin tatlı dili veya samimi duruşu değil; işleyen sistemin tıkır tıkır çalışması, kurumsal hafızası ve denetlenebilir olmasıdır. Kahramanlar geçicidir, sistemler ise kalıcı. Biz kahramanları alkışlamaktan, sistemi sorgulamayı unutuyoruz.
İyilik, profesyonelce yönetilmesi gereken devasa bir operasyondur.
Sadece “gönüllülük” ve “iyi niyet” maskesinin arkasına sığınarak profesyonel hataları, gecikmeleri veya koordinasyon eksikliklerini örtbas edemezsiniz. Bağış yapan her bir insan, o paranın sadece yerine ulaşıp ulaşmadığını değil, en verimli şekilde kullanılıp kullanılmadığını da sorgulama hakkına sahiptir. İyilik, denetlenmekten ve eleştirilmekten korkmamalıdır.
Biz Kimin Vicdanını Alkışlıyoruz?
Büyük kitleleri arkasına alan figürler, zamanla toplum üzerinde öyle bir güç elde ederler ki, neredeyse dokunulmaz ve eleştirilemez hale gelirler. Bu durum, tehlikeli bir “iyilik tekeli” yaratır. Onları eleştiren her ses, anında “kötü niyetli” veya “hain” ilan edilerek susturulmaya çalışılır. Oysa sorgulanmayan her güç bozulmaya mahkumdur.
Biz aslında o insanlara veya derneklere kızmıyoruz; biz kendi içimizdeki o temiz, hesapsız iyilik yapma arzusunun hırpalanmasından korkuyoruz.
Çözüm; iyilik yapmaktan vazgeçmek veya her şeyi karanlık görmek değil. Çözüm; desteklediğimiz yapıları fanatikçe savunmak yerine, onlara en sert soruları sorabilmektir. Çünkü gerçek dost, köprüyü ayakta tutmak için onun altındaki çatlakları ilk söyleyendir. Vitrinlerin ışıltısına değil, temelin sağlamlığına bakmayı öğrendiğimiz gün, aldatılma korkusundan da tamamen özgürleşeceğiz.
 

, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/inanmak-istiyoruz-ama-333413h.htm,

Yorum Bırakın

İllginizi Çekebilir