“Ben Mısır için ölürüm! Sen ne için ölürsün?”Kleopatra
Bir insanı unutulmaz kılan şey nedir?
Nasıl göründüğü mü yoksa nasıl bir etki bıraktığı mı? Hele ki söz konusu bir kadınsa, bu soru daha da derinleşir. Bu cevabı bulmak için yüzümüzü Mısır’a dönüyoruz.
Ve karşımıza bir isim çıkıyor: Kleopatra VII.
Kleopatra’dan bugüne iki bin yılı aşkın bir zaman geçti. Kleopatra’yı anlamak, kafa yormak bir çağı anlamak demektir.
Bir kadının değeri çoğu zaman nasıl göründüğüyle ölçülüyor. Oysa tarih, bir kadını nasıl hatırladığımızı sorar: “Bir yüz olarak mı bir etki olarak mı?”
Ona dair söylenecek o kadar çok söz var ki! Beni en çok etkileyen yanı güzelliğinden ziyade, -ki öyle dillere destan bir güzelliği de yokmuş- zekasıdır.
Kleopatra, sadece Kraliçe değil; diliyle, bilgisiyle, sezgisiyle meydan okuyan bir liderdi. O dönemlerde birden fazla dil konuşabilen, diploma masalarında kelimeleri bir silah gibi kullanabilen üstün bir zekâya sahipti. Onun yaşadığı dönemlerde bunların bir liderde bulunması özellikle bir kadın liderde bulunması ona kapıları aralamış olabilir.
Siyahi bir kadın! Mısır dilini öğrenmek için İskenderiye Kütüphanesi’nin müdavimi olmuştu. Bilgiyi bir süs değil, bir güç olarak görüyordu. Çünkü hükmetmek için tahta oturmak yetmiyordu; anlamak, çözmek ve yön vermek gerekiyordu.
Onun zekâsı, sadece öğrenmekle sınırlı değildi. İnsanları okuyabiliyor, dengeleri sezebiliyor ve zamanı kendi lehine çevirebiliyordu.
Belki de karşısına çıkanlar onu yalnızca görmedi, ona kapıldı.
Bu yüzden bir adam çıktı ve ona duyduğu hayranlığı altınla ve kıymetli mücevherlerde değil, bilgiyle ölçtü.
Ve o adamın adı Eski Roma Hükümdarı Marcus Antoninus.
Marcus Antoninus Kleopatra’ya ne hediye etmiş biliyor musunuz?
Düğün hediyesi olarak Kleopatra’ya tamı tamına 200.000 adet kitap hediye etmiş. Marcus Antoninus toplanması kuşaklar boyu sürmüş bu koleksiyonu kıymetli bir hazine gibi teslim etmiş.
İnsan kadın var kadın var demeden kendini alıkoyamıyor.
Yazımın başında da bahsettiğim gibi Kleopatra İskenderiye Kütüphanesi’ni mesken tuttu, demiştim. Yani anlıyoruz ki, bizim hayranlık duyduğumuz kadınlar yatarak ya da sürekli görselliğe yatırım yaparak tarihe adını yazdırmadı.
Halkının diline yabancı kalmamıştı. Onlarla aynı kelimelerle konuşmayı tercih etti. Gücünü bilgisiyle inşa etti.
İskenderiye Kütüphanesi çağların birikimiydi ve inşası 300 yıl sürmüştür. Çatışmalar sonucu cayır cayır 300 yıllık tarih yok oldu.Aslında yanan bir yapı ve kitaplar değil, bir hafızaydı.
Belki de bu yüzden Kleopatra’nın bilgiye olan ilgisi, kendi çağını değil, yakıp yıkılan bir dünyanın izini sürmekti.
Ben Kleopatra’nın güzelliğinden ziyade zekâsına ve gücüne odaklanmak istedim.
Bana göre, o bir aklın hikâyesidir. Güzellik gözle ölçülür, zekâ zamanı aşar.
Böylesine iki bin yıllık bir hikâyeyi anlatmak, tarif edilmesi güç bir heyecan…
İlham alarak, beslenerek ve daha da derine inerek anlatacağım devam yazılarımda buluşmak dileğiyle!…
Keyifli okumalar diliyorum.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/guzelligin-degil-etkinin-hikayesi-331352h.htm,








