Önümde bir görüntü… Japonya’da bir kreş. Daha süt kokusu burnunda, boyu masaya anca yeten bir sabi, kendi yemek tepsisini vakarla taşıyor. Ayağı çıplak, adımları emin. Kimse başına dikilip “aman dökersin” diye feryat etmiyor, kimse elinden tepsiyi kapıp “sen yorulma” demiyor. O çocuk orada sadece karnını doyurmuyor; sorumluluğu kuşanıyor, emeği öğreniyor, “ben bu hayatta varım ve kendi yükümü taşırım” demeyi talim ediyor.
Şimdi dönelim bizim memleketin gerçeğine…
Bizde bugün 20 yaşına gelmiş, boyu babasını geçmiş “evlatlar”, sofrada meyvesi soyulup önüne gelmezse dünyaya küsüyor. Eskilerin tabiriyle “Gag demeden et, gug demeden su” önüne gelerek büyütülmüş, hayata karşı tek bir kasını bile geliştirmemiş, ruhu asalaklaştırılmış bir nesil yetiştiriyoruz. Biz onlara “kıyamadıkça”, aslında onları hayatın ortasında kolsuz kanatsız, savunmasız bırakıyoruz.
İşin en acı tarafı ise şu: Bugün bir kreşimizde o Japonya’daki sistemi uygulamaya kalksan; ertesi sabah veli tayfası klavye başına geçer, soluğu CİMER’de alır. Şikayet dilekçesi de hazırdır: “Vay efendim, öğretmen benim çocuğuma tepsi taşıtıyor, temizlikçi muamelesi yapıyor!”
Çocuğun psikolojisi, kendi döktüğünü temizleyince değil; her şeyi başkasından bekleyen bir sığıntı olarak yetişince bozulur asıl. Sen bugün disiplinden kaçtıkça, aslında evladının ruhunu iyileşmez bir yaraya mahkûm ediyorsun. Kendi tabağını kaldırmayan çocuk, sokağı da kendi malı sanmaz, çevreyi de korumaz; her şeyi hoyratça, saygısızca kullanıp geçer. Sorumluluğunu bilmeyen bir nesil; ne kendine saygı duyar, ne ailesine ne de milletine hürmet eder.
Öğretmeni şikayetle, “müşteri memnuniyeti” baskısıyla sindirdiğin her an; okuldan eğitimi kovup içeriye sadece “pahalı bir bakıcılığı” davet ediyorsun. Kendi tabağını mutfağa götürmekten aciz, elinin emeğine yabancı, başkasının hizmetine muhtaç bir nesil, ne bu vatanı kalkındırabilir ne de kapısının önünü süpürebilir.
Usta der ki: Evladına iyilik etmek istiyorsan, onun önündeki tüm taşları temizleme; ona o taşların üzerinden nasıl atlanacağını öğret. Japonya’daki o minik ellerin taşıdığı sadece plastik bir tepsi değil, koca bir milletin gelecekteki vakur duruşudur. Bizimkilerin “gag demeden su” bekleyerek, CİMER klavyesi ardına saklanarak umduğu ise, sadece hazırcılığın getirdiği o ağır ve hantal yalnızlıktır.
Atalarımız “Aslan yattığı yerden belli olur” demiş ama biz aslan değil, her şeyi hazır bekleyen sürüngenler yetiştiriyoruz. Kendi tabağını taşıyamayanın, yarın bu vatanın yükünü omuzlamasını beklemek en büyük hayalperestliktir.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/gag-demeden-et-gug-demeden-su-331297h.htm,








