BEKİR AKDENİZ DİYORKİ
Hayat Dedikleri Bir Kulak Veriş, Bir Teslimiyet,Hayat bu ya, hepimiz zaman zaman durup kendimize sormaz mıyız? Sizin de bir çıkmaz sokağa girdiğiniz, kendinizi yapayalnız hissettiğiniz hiç olmadı mı? Ya da “Ben dua ediyorum ama duam kabul olmuyor” diye serzenişte bulunduğunuz anlar? Evet, bu soruları, bu dertleri çoğaltabiliriz. Fakat hayatın önümüze serdiği sarsılmaz bir hakikat var.
Sakın ola ki “Çok yalnızım, hiç kimsem yok” demeyin. Bu söz gayretullaha dokunur. Zira öyle sessiz çığlıklar vardır ki, onu ancak Allah işitir. Sen Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.
İnsanın her istediği olmaz ki… Hem her istediğimiz olsaydı, hayal kuracak neyimiz kalırdı? Müslümana her zaman ümit var olmalıdır. Eğer Allah’tan bir dileğinin olmasını istiyorsan, hem bu dünyada hem ahirette cenneti yaşamak arzusundaysan, Allah’a yakın olacaksın.
Değerli dostlarım, benim hayatım roman da olur, film de…
Yıl 2009. İstanbul Emirgan Raşit Paşa’daki Görme Engelliler Rehabilitasyon Merkezi’nde eğitim gördüğümüz esnada, Fransa’dan Guillaume adında bir yönetmen gelmişti. Yanında Türk meslektaşı Serpil Hanım da vardı. Oradaki 71 kişinin katıldığı karma eğitimde herkesin hayat hikayesini tek tek dinlediler. Nihayetinde bu fakirin hayatını film olmaya, beyaz perdeye aktarılmaya layık gördüler. Gerçi şimdiye kadar yapılmadı ama inşallah bir gün o da olur, çekilir.
Demem o ki; evet, bu dünya gelip geçici bir hayattan ibaret. Ne zaman dara düşsem, ne zaman bir çıkmaz sokağa girsem, ben hep Rabbime yöneldim. Atalarımız ne güzel söylemiş:”Ağaca yaslanma ağaç çürür, insana dayanma insan da ölür. Allah’a dayan, say’a sarıl, hikmete ram ol…”
İşte doğru yol budur. Şairin de dediği gibi; “Bilmiyorum başka çıkar yol…” Ben de hayatım boyunca hep Allah’a dayandım, O’na güvendim. Hamdolsun, şükürler olsun…
Ön Yargıları Aşmak
Yıl 2010… Kırıkkale’ye ilk geldiğim zamanlar dün gibi aklımda. İnsanlar bize ev bile vermek istememişlerdi; “Bunlar binayı yakarlar” diye korkuyorlardı. O günlerin ön yargısını, o kırıcı bakışları unutmuyorum.
Fakat bugün geldiğimiz noktada, hamdolsun her şey çok farklı. Hayatın tüm çıkmaz sokaklarına, insanların tüm ön yargılarına rağmen, teslimiyet ve ümitle yürütülen bir ömürde yönümüzü kaybetmedik.
Çünkü biliriz ki; vekil olarak Allah bize yeter.
Bize o günlerde şüpheyle bakanlar, evini vermekten çekinenler zamanla yanıldıklarını anladılar. Görme engelli bir insanın neleri başarabileceğini, hayata nasıl tutunabileceğini bizzat yaşayarak gördüler. Zaten asıl mesele, insanın fiziki olarak görüp görmemesi değil; asıl mesele gönül gözünün açık olmasıdır. İnsan, içindeki ışığı kaybetmediği sürece her karanlığı delip geçer.
Biz o günden bugüne pes etmedik. Kırıkkale’de, bu güzel topraklarda kendimize bir hayat, bir çevre kurduk. Önümüze çıkan her engeli bir sabır taşı, her zorluğu bir imtihan vesilesi bildik. Bize sırtını dönenlere biz hep tebessümle, hep dostlukla mukabele ettik. Çünkü bilirdik ki, sevgi ve azim her kapıyı açan tek anahtardır.
Kadim Kültürün ve Sazın İzinde
Benim hayata tutunmamda, bu toprakların o derin ve yanık nefesinin, yani Abdal kültürünün payı büyüktür. Hacı Taşan’ların, Neşet Ertaş’ların memleketinde yaşayıp da o sazın teline dokunmamak, o feryadı hissetmemek mümkün mü? Sazın sesi, sanki bizim sessiz dualarımızın, iç dünyamızın birer yansıması gibidir. O tellere her dokunuşta, insanın ruhundaki o gurbet duygusu, o derin teslimiyet yeniden canlanır.
Tıpkı kerpiç evler gibi… Hani o eski, fırtınaya göğüs geren ama içten içe insanı sımsıcak saran dede ocakları… Bizim hayatımız da o mütevazı ama sarsılmaz kerpiç evlere benzer. Dışarıdan bakınca belki yorgun görünürüz ama içimizde öyle fırtınalar kopar, öyle sarsılmaz bir inanç barındırırız ki, bizi hiçbir rüzgar yıkamaz.
Son Söz: Sabırla İlmek İlmek Örülen Bir Hayat
Geriye dönüp baktığımda, her bir anı bir kısa film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Yaşadığım her zorluk, karşılaştığım her insan bu hikayenin bir parçası oldu. Evet, belki bir gün o Fransız yönetmenin hayal ettiği gibi hayatım beyaz perdeye aktarılır, belki de bu hikaye sadece bu satırlarda ve dostların kalbinde kalır.
Ama ne olursa olsun, benim için en büyük teselli ve en büyük başarı, bu hayatta eğilmeden, bükülmeden, sadece O’na dayanarak yürüyebilmiş olmaktır.
Yazımı, her dara düştüğümde kalbime ferahlık veren o inançla bitirmek istiyorum: Hayat, tüm engebelerine rağmen yaşamaya ve şükretmeye değer bir yolculuktur. Yeter ki yönümüzü, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan O Vekil’e dönelim.
Sağlıcakla ve muhabbetle kalın..
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/bir-kulak-veris-bir-teslimiyet-hayat-hikayem-333479h.htm,


