Hiç düşündünüz mü, küçücük bir çekirge neden koca bir dünyanın gündemine oturur?
Şu anda ülkemizin farklı bölgelerinde yeniden gündeme gelen çekirge vakalarından esinlenerek kaleme aldığım bu yazı, aslında yalnızca bir böceğin hikâyesini anlatmıyor. Belki de iklim değişikliğinin, bozulan ekolojik dengenin, tarımdaki değişimlerin ve doğaya müdahalemizin sessiz yansımalarından birini anlatıyor.
Çekirge olaylarının nedeni yani şu andaki, iklimsel değişikliklere bağlı yerli popülasyon artışıdır. Dünyada ise benzer dönemsel artışlar ve göçler yaşanmaktadır.
Biraz bahsetmek istiyorum.
Bazen küçücük bir çekirge, gözden kaçırdığımız çok daha büyük sorunlara işaret edebilir.
Çekirgeler yalnızca ekinleri tüketen böcekler değildir. Kimi zaman kıtlığın, kimi zaman çaresizliğin, kimi zaman da insanın doğayla kurduğu ilişkinin aynası olmuşlardır. Bu yüzden çekirgeleri anlamaya çalışmak, belki de doğanın bize ne anlatmak istediğini anlamaya çalışmaktır.
Bir avuç toprağa sığabilecek kadar küçük bir canlının, milyonlarca insanın kaderini etkileyebileceğine inanmak ilk bakışta zor gelebilir.
Oysa tarih bize bunun defalarca yaşandığını anlatıyor.
Anadolu’da bilinen en eski yazılı çekirge istilası kaydı, 810 yılının Mayıs ayında Urfa’da karşımıza çıkar. Aradan yüzyıllar geçmiş olsa da değişen çok az şey vardır.
Çekirge sürüleri zaman zaman gökyüzünü karartmış, ekinleri birkaç saat içinde yok etmiş ve geride açlık korkusu bırakmıştır.
İnsanlık, bu küçük canlıyla mücadele etmek için yüzyıllar boyunca sayısız yöntem denedi. Ancak tarihte çekirge istilalarına karşı ilk sistemli ve yaygın devlet mücadelesini başlatanlardan biri Osmanlı Devleti oldu. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs ve Batı Anadolu’da yaşanan büyük istilalar, devleti kapsamlı önlemler almaya yöneltti.
Kıbrıs halkının geliştirdiği ve daha sonra devlet eliyle yaygınlaştırılan “Kıbrıs usulü” bunlardan biriydi. Yaklaşık elli metre uzunluğundaki bez veya muşamba perdelerle çekirgelerin yönü değiştirilir, kazılan ve içi çinko kaplı çukurlara doğru sürüklenmeleri sağlanırdı.
Dönemin şartları düşünüldüğünde bu yöntem, doğanın davranışını gözlemleyerek geliştirilen oldukça zekice bir çözümdü.
Batı Anadolu’da ise farklı bir yöntem uygulanıyordu. Çekirgeler henüz uçma yeteneği kazanmadan önce yeşil alanlarda yoğun duman oluşturuluyor, böylece sürüler ekinlerden uzaklaştırılmaya çalışılıyordu. İlk kez Kırkağaç çevresinde uygulanan bu yöntem, daha sonra başka bölgelere de yayıldı.
Fakat belki de en dikkat çekici mücadele, insanın doğayla birlikte hareket etmeyi bildiği zamanlara aitti.
Çekirgelerin doğal düşmanları olan kuşların korunması teşvik edildi. Özellikle sığırcıklar ve leylekler gibi böceklerle beslenen kuşların ekosistemdeki rolü daha iyi anlaşıldı.
İnsan, doğaya rağmen değil; doğayla birlikte hareket ettiğinde daha güçlü çözümler üretebildiğini o yıllarda da görmüştü.
İstilalar büyüyüp kıtlık tehlikesi oluşturunca Osmanlı Hükûmeti, 1908 yılında kapsamlı bir Çekirge Nizamnamesi yayımladı. Böylece mücadele, yalnızca bireysel çabalardan çıkıp devlet politikası hâline geldi. Çünkü mesele artık birkaç tarlayı değil, toplumun gıda güvenliğini ilgilendiriyordu.
Bugün teknoloji çok daha gelişmiş durumda. Tarım ilaçları, erken uyarı sistemleri ve uydu görüntüleri sayesinde çekirge sürüleri daha yakından takip edilebiliyor. Ancak buna rağmen dünyanın farklı bölgelerinde çekirge istilaları hâlâ yaşanıyor.
İklim değişikliği, değişen yağış rejimleri ve bozulan ekolojik denge, bu canlıların yeniden büyük sürüler oluşturmasına zemin hazırlayabiliyor.
Belki de burada kendimize başka bir soru sormalıyız: Gerçekten mücadele ettiğimiz şey çekirgeler mi, yoksa bozduğumuz doğa mı?
Çünkü doğada hiçbir canlı sebepsiz var olmaz. Biz çoğu zaman bir canlıyı yalnızca bize verdiği zararla tanımlarız. Oysa her canlının, ekosistemin görünmez zincirinde bir halkası vardır.
Leyleklerin, sığırcıkların ve diğer doğal avcıların azalması; tarım alanlarının değişmesi; iklimin dengesinin bozulması… Bunların her biri, doğanın kurduğu hassas düzeni biraz daha sarsıyor.
Belki de çekirgeler bize yalnızca kendilerini göstermiyor. Belki de onlar, doğanın sessizce gönderdiği bir mektup.
Ve o mektupta tek bir cümle yazıyor:
“Dengeyi bozarsanız, bunun bedelini yalnız doğa değil, insan da öder.
Şu anda ülkemizde tarih kitaplarında anlatılan ölçekte bir çekirge istilası yaşanmıyor olabilir.
Ancak son dönemde farklı bölgelerden gelen çekirge haberleri, toplumda haklı bir tedirginlik oluşturuyor. Belki de bu görüntülere yalnızca bir böcek vakası olarak bakmamak gerekir. Çünkü doğa, çoğu zaman büyük değişimleri önce küçük işaretlerle haber verir.
Çekirgeler de bize iklimi, tarımı, ekolojik dengeyi ve doğayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz gerektiğini fısıldıyor olabilir.
Keyifli okumalar diliyorum.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/bir-cekirge-meselesi-333624h.htm,


