Şehrin Tek Gazetesi

Bakışın aynası kalp görür baş sadece bakar

bakisin-aynasi-kalp-gorur-bas-sadece-bakar

Bekir Akdeniz diyorki;

Ebû Cehil’in Körlüğü, Ebûbekir’in Teslimiyeti
İnanmak için illa gözüyle görmeyi şart koşanlar olduğu gibi, gözünün aczini kabul edip “İnanmam için görmem şart değil” diyen adanmış yürekler de vardır.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bir köpek leşinde bile inci gibi dişlerin güzelliğini gören o yüce nazarına karşın; o Habibullah’ta dahi çirkinlikten başka bir şey göremeyen bir Ebû Cehil körlüğü hep var olmuştur. Ve elbette, “O diyorsa doğrudur” diyerek imanı görme şartına bağlamayan Ebûbekir sarsılmazlığı da…
Ezcümle; eksikliği kusur sayanlar kadar, o kusuru bir lütuf olarak gören derin bakışlar da bu alemden geçip gidiyor. Gözler sayısınca görüş, görüşler sayısınca duyuş var.
Bugün kendimize sormamız gereken tek bir soru kalıyor geriye:
Biz bu aleme hangi gözlükle bakıyoruz ve baktığımız yerde neyi görmeyi seçiyoruz?

Dünya dediğimiz bu geniş sahne, aslında herkesin kendi gözlüğüyle izlediği bir seyir yeridir. Kimi insan vardır; önündeki koca dağı göremez, kimi de tek bir zerrede kâinatın sırrına erer. İnsanlığın belki de en kadim hikâyesidir bu: Görmek ile sadece bakmak arasındaki o derin uçurum…
Çevremize dönüp baktığımızda, yüzlerinde iki göz taşıdığı halde Hak katından inmiş çetin bir perdeyle yaşayan insanları görürüz. Onlar için göğün mavisini, ağacın yeşilini ya da sevdiklerinin tebessümünü görememek kuşkusuz ağır bir imtihandır. Fakat bu imtihanın içinde gizli bir lütuf da barındırırlar: Çirkinlikleri, ahlaksız kareleri görme tehlikesinden korunmuşlardır. Rıza ve şükürle hareket edenleri hayırdan hayıra koşarken, şikâyet edenler derin bir mahrumiyette kaybolur.
Asıl içler acısı durum ise baş gözleri açık olduğu halde kalp gözlerinde kalın perdeler taşıyanlardadır. Biz bunlara kısaca “bakar kör” deriz.
Kabuğa Takılanlar ve Özü Görenler
Bakar körler; renkleri, kelebekleri, taşları görürler ama o yaratılmışların arkasındaki hikmeti ve Sanatkâr’ı seçemezler. Bakışlarında bir gaye, bir ibret bulunmadığı için hayatı sadece dış kabuktan ibaret sanırlar. Her şeye zan yüklü bir nazarla yaklaşır, kendi koydukları dar ölçülerin dışında kalan herkesi kolayca kötü ilan ederler. Çok bildiklerini sanır, en çok da bu yüzden yanılırlar.
Oysa insan dediğin, bakışının rengi kadar genişler:
 
Kimi vardır, dikende gülü görür; kimi vardır, gülde sadece dikeni arar.
 Kimi varlıkta yokluğu hisseder, kimi yokluk içinde sonsuz bir zenginlik bulur.
 Kimi sıkılan bir yumruğun içinde saklı selamı seçer; kimi uzatılan selamın arkasındaki gizli yumruktan korkar.
Nihayetinde herkes, gözüne taktığı gözlüğün rengince seyreder alemi. Kimi kirli bir gözlükle dolaşıp en masum şeyi bile bakışıyla kirletirken; kimi tertemiz bir nazarla en çirkin şeyi bile güzelleştirir.
“Kimi bakar görmez, kimi bakmadan görür… Fakat bilesin ki herkes, sende biraz kendini görür.”
Bir Üzümde Bağı Seyretmek
İnsanoğlunun görmesi de duyması gibi sırlıdır. Sen bir bardağa yarım ölçü su koyarsın; biri dolu tarafına şükreder, diğeri boş tarafına sitem eder. Sen ne kadar tavus kuşu olsan da kelaynak gören olacaktır; sen kelaynak olsan dahi seni tavus gözüyle sevecek birileri çıkacaktır.

Mecnun misali eziyette bile muhabbet bulan da vardır, Firavun misali nefsini fezada görüp böbürlenen de… Sis indiğinde bir metre ötesini seçemeyen, elini gözüne kapatsa arkasını göremeyen insanın; sıra kalplere ve ruhlara gelince keskin hükümler vermesi ne büyük bir çelişkidir!
Kırk günlük bebeğin gözünü açmasına şaşırırız da, kırk yaşında hâlâ kör gibi gezen insanları hiç tuhaf karşılamayız. Çoğu zaman şaşıdır insanlık; biri iki görür, hatta biri bin görür. Neyse ki aramızda binde biri gören o duru ruhlar da var… Belki de şu dünya, hâlâ onların hürmetine dönmeye devam ediyordur.
Ebû Cehil’in Körlüğü, Ebûbekir’in Teslimiyeti
İnanmak için illa gözüyle görmeyi şart koşanlar olduğu gibi, gözünün aczini kabul edip “İnanmam için görmem şart değil” diyen adanmış yürekler de vardır.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bir köpek leşinde bile inci gibi dişlerin güzelliğini gören o yüce nazarına karşın; o Habibullah’ta dahi çirkinlikten başka bir şey göremeyen bir Ebû Cehil körlüğü hep var olmuştur. Ve elbette, “O diyorsa doğrudur” diyerek imanı görme şartına bağlamayan Ebûbekir sarsılmazlığı da…
Ezcümle; eksikliği kusur sayanlar kadar, o kusuru bir lütuf olarak gören derin bakışlar da bu alemden geçip gidiyor. Gözler sayısınca görüş, görüşler sayısınca duyuş var.
Bugün kendimize sormamız gereken tek bir soru kalıyor geriye:
Biz bu aleme hangi gözlükle bakıyoruz ve baktığımız yerde neyi görmeyi seçiyoruz?

, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/bakisin-aynasi-kalp-gorur-bas-sadece-bakar-333794h.htm,

Yorum Bırakın

İllginizi Çekebilir