,
Bazı haykırışlar vardır ki mürekkeple değil kanla; kağıda değil, doğrudan bir milletin kalbine kazınır. İstiklal Marşı, işte o kutsal emanetin adıdır. 12 Mart 1921’de, Birinci Meclis’in o mütevazı çatısı altında yankılanan ses, sadece bir şiir değil; bin yıllık bir tarihin özeti ve geleceğe dair sarsılmaz bir yemindi.
Bu yemini mucize kılan asıl gerçek ise o günün şartlarıdır: İstiklal Marşı kabul edildiğinde, Sakarya Meydan Muharebesi’ne henüz 5 ay, Büyük Taarruz’a ise koca bir 1,5 yıl vardı. Yani bu büyük eser, savaş kazanıldıktan sonra bir kutlama metni olarak değil; henüz işgal altındayken, bağımsızlık ateşiyle yanan bir milletin zaferden emin olan sarsılmaz iradesiyle yazılmıştır. Eğer o savaşlar kaybedilseydi, bugün ne biz ne de bu mısralar olacaktı. İşte mucize tam olarak budur.
Aradan geçen koca bir asra rağmen, Akif’in “Korkma!” nidası hâlâ kulaklarımızda değil, ruhumuzun derinliklerinde çınlıyorsa, bunun sebebi o mısraların bir masa başında değil, bizzat ateş hattında, imkansızlıklar içinde bir direniş olarak doğmuş olmasıdır.
Akif, “Batı’nın ufuklarını çelik zırhlı duvarlar sarmışsa” derken, aslında o günün dünyasına ve bugünün geleceğine büyük bir gerçeği haykırıyordu: Maddi güç, teknolojik üstünlük ya da çelikten duvarlar; bir milletin özgürlük aşkı ve sarsılmaz milli bilincinden daha güçlü değildir. İstiklal Marşı, dünden bugüne bize şunu fısıldar: Bizim sınırımız sadece haritalardaki çizgiler değil; “iman dolu göğsümüz gibi” aşılmaz bir iradedir.
Bu bilinç, 1921’de Sakarya’da ne ise, bugün de aynıdır. Düşman biçim değiştirir, tehditler farklılaşır; ama o mısralardaki “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?” sorusu, her devrin en büyük meydan okuması olarak kalmaya devam eder.
İstiklal Marşı’nı dünden bugüne taşıyan asıl güç, onun bir mirastan ziyade bir emanet olarak görülmesidir. Miras tüketilir, oysa emanet korunur ve büyütülür. Bugün bu kutsal sözü sadece törenlerde değil, hayatın her alanında; yaptığımız işin en iyisini yaparak ve birliğimizi her türlü bozgunculuğun üzerinde tutarak yaşatmalıyız.
Taceddin Dergahı’nın o sessiz ve vakur ortamında, hiçbir karşılık beklemeden bu destanı yazan Akif’in ruhu, bugün her bir vatan evladının kalbinde atmaya devam ediyor. Bu topraklar üzerinde tek bir aile kalıp ocağı tütmeye devam ettikçe, İstiklal Marşı’mız göklerde yankılanacak; milli bilincimizin sönmeyen meşalesi yolumuzu aydınlatacaktır.
Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un ve bu destanı kanlarıyla yazan tüm aziz şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/hurriyetin-ars-i-alasi-istiklal-329898h.htm,








