Bir toplumu ayakta tutan yalnızca hukuk düzeni, ekonomik imkanlar ya da siyasal kurumlar değildir. Bir milleti asıl ayakta tutan; ortak hafızası, ortak sevinçleri, ortak acıları ve hepsinden önemlisi üzerinde birleşebildiği ortak değerleridir. Millet dediğimiz büyük varlık, daha çok bu müşterek kıymetler etrafında şekillenir. İnsanları birbirine yaklaştıran, “biz” duygusunu canlı tutan, aynı istikamete bakabilmeyi mümkün kılan da işte bu değerlerdir.
Fakat bugün Türkiye’de üzerinde dikkatle durulması gereken ciddi bir sorun vardır: Değer düşmanlığı.
Bu ülkede milleti birbirine bağlayan ne varsa, onun etrafında bir tartışma, bir küçümseme, bir ayrıştırma üretmek için adeta nöbet bekleyen bir anlayış giderek daha görünür hale gelmektedir. Bazen bir tarihi şahsiyet, bazen bir sanatçı, bazen bir bilim insanı, bazen bir milli mesele… Toplumu bir araya getirebilecek hangi ortak zemin varsa, orada mutlaka nifak üretmeye çalışan bir dil devreye girmektedir.
Bu tavır basit bir fikir ayrılığı değildir. Elbette herkes aynı düşünmek zorunda değildir; eleştiri de hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak burada sözünü ettiğimiz şey eleştiri değil, itibarsızlaştırma tutkusudur. Mesele; yanlışı göstermek değil, değeri değersizleştirmektir. Amaç; hakikati aramak değil, toplumsal birliği zedelemektir. Çünkü insanlar ortak kıymetler etrafında birleştiğinde, aralarındaki bağ kuvvetlenir. O bağı zayıflatmak isteyenler ise önce o kıymetleri hedef alır.
Yakın zamanda vefat eden Prof. Dr. İlber Ortaylı üzerinden üretilen tartışmalar bunun ibretlik örneklerinden biri olmuştur. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli tarihçilerden biri olan, eserleriyle, birikimiyle, üslubuyla ve entelektüel ağırlığıyla yalnızca ülkemizde değil uluslararası çevrelerde de saygı gören bir isimdi İlber Ortaylı. Fakat buna rağmen, böylesine kıymetli bir ilim adamının ardından dahi olumsuzluk üretmeye çalışan, değeri takdir etmek yerine kusur aramaya yönelen, ortak acıyı bile ayrışma malzemesine çevirmeye çalışan sesler yine eksik olmadı. İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor: Bir toplum, kendi kıymetlerini bu kadar hoyratça harcarsa, elinde ne kalır?
Dünyanın saygın bir entelektüel olarak gördüğü, Türk tarihçiliğinin en tanınmış isimlerinden biri kabul edilen bir hocanın kendi ülkesinde hala küçültücü yaklaşımlara maruz bırakılması, aslında yalnızca o kişiye değil, doğrudan toplumun müşterek hafızasına yönelmiş bir saldırıdır. Çünkü bu gibi insanlar yalnızca kendilerini değil; bir milletin birikimini, kabiliyetini ve iddiasını temsil ederler.
Oysa güçlü toplumlar, kendilerini bir arada tutan sembolleri, isimleri ve birikimleri hoyratça harcamaz. Farklı görüşlere sahip olsalar bile ortak kıymetleri korumayı bilirler. Çünkü bir millet, kendisini bir arada tutan değerleri kaybettikçe sadece kültürel anlamda fakirleşmez; aynı zamanda ruhen de çözülmeye başlar.
Değer düşmanları ise tam tersini yapar. Birleştiren ne varsa onu tartışmalı hale getirir. Saygıyı küçümser, takdiri alaya alır, ortak hafızayı parçalamaya çalışır. Sonunda ortaya çıkan şey ne özgür düşüncedir ne de sahici eleştiridir. Ortaya çıkan yalnızca güvensizlik, ayrılık ve çözülmedir.
Bu sebeple bu milleti birbirine bağlayan ortak kıymetlere daha güçlü biçimde sahip çıkmak zorundayız. Çünkü değerlerini koruyamayan toplumlar, yarın birliklerini de koruyamazlar. Bir milleti içten içe çürüten şey bazen dış düşmanlar değil; kendi değerlerine düşmanlık eden içteki yıkıcı zihniyetlerdir.
Ve unutulmamalıdır: Bir toplumun büyüklüğü, yalnızca ürettiği değerlerle değil, o değerlere nasıl sahip çıktığıyla da ölçülür.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/deger-dusmanlari-330083h.htm,








