Nedenini bilmediğimiz eylemler vardır. Gücünü akıldan değil, duygudan alır.
İnsan bazen bir sözü, bir sessizliği, bir gülümsemeyi, hatta yıllarca değiştirmediği saçını bile bir inat uğruna değil; sevdiği birinin kalbini incitmemek için taşır. Biz ise çoğu zaman sonucu görür, sebebini bilmeden hüküm veririz.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri, insanların görünen tarafını bütün hikâye sanmaktır. Oysa her davranışın arkasında görünmeyen bir cümle, anlatılmamış bir acı ya da sessizce verilmiş bir söz olabilir.
Marc Cucurella!
O, İspanya Millî Takımı’nın ve İngiltere Premier Lig ekiplerinden Chelsea’nin formasını giyen, dünyanın en tanınmış futbolcularından biri. Sahada hızı, mücadeleci yapısı ve bitmek bilmeyen enerjisiyle alkışlanan bir yıldız. Ama evinde, kupalar kazanan bir futbolcudan önce; çocuğunun gülümsemesini her şeyin önüne koyan bir baba.
Marc Cucurella’nın uzun ve kıvırcık saçları yıllarca eleştirildi, alay konusu oldu. Kimi bunu bir imaj çalışması sandı, kimi farklı görünme çabası… Oysaki gerçek şöyleydi:
Marc Cucurella’nın Oğlu Mateo’nun, kalabalık tribünlerde babasını kolayca seçebilmesi için yıllardır saçlarını aynı şekilde kullanmayı tercih ediyor. Belki de onu gerçekten büyük yapan şey, sahadaki başarıları değil; evindeki sevgisi ve evladı için sessizce gösterdiği fedakârlığıdır.
Oysa bazen bir insanın en çok konuşulan özelliği, en sessiz sevgisinin izidir.
O saçlar bir çocuğun umutlarına tutunmuş bir babanın sessiz sözüdür. Belki de bu yüzden bazı insanlar görünüşlerini değil, sevdiklerinin gülüşünü korumayı seçer.
Bu bana bir kez daha şunu düşündürdü: İnsanları yargılamadan önce hikâyelerini bilmeye ihtiyacımız var. Çünkü dışarıdan tuhaf görünen birçok davranışın ardında, kimsenin görmediği bir sevgi, bir fedakârlık ya da bir mücadele saklı olabilir.
Belki de bu yüzden hayat, gördüğümüzden çok daha derindir. Ve belki de en güzel insanlar, nedenini açıklama ihtiyacı duymadan sevmeye devam edenlerdir.
Ünlü sporcunun bu haberini okuduğumda aklımdan ilk geçen şey şuydu:
Anne ve baba olmak, işte tam da böyle bir incelik ister. Kendi görünüşünden, konforundan, hatta yıllarca maruz kalacağın eleştirilerden vazgeçip bir çocuğun gülümsemesini koruyabilmek… Sanırım ebeveynlik tam da burada başlıyor.
Bazen tek bir davranış, binlerce nasihatten daha güçlüdür. Çünkü çocuklar, söylenenleri değil; uğruna vazgeçilenleri hatırlar.
En bilimsel ifadeler, yazılmış onca kitap, söylenmiş ve daha söylenecek binlerce söz… Hiçbiri Marc Cucurella’nın tek bir eylemi kadar güçlü olmayabilirdi. Çünkü bazı davranışlar, kelimelerin yıllarca anlatmaya çalıştığını birkaç saniyede anlatır.
İyi bir anne ve babaya sahipseniz, hayata yalnızca bir adım değil; güvenle başlarsınız. Ama o güveni hiç tatmamışsanız, insan bazen ömrü boyunca çocukluğunda açılan boşluğu doldurmanın yollarını arar.
Bazı eksiklikler büyüyünce geçmez; sadece insan onlarla yaşamayı öğrenir.
Bu yüzden Marc Cucurella’nın hikâyesi benim için paha biçilemez bir mesaj taşıyor.
Bir kez daha vurgulamak isterim ki, çocuklara bırakılacak en büyük miras para, makam ya da başarı değildir. Kendilerini koşulsuz sevildiklerini hissettiren bir anne ve baba… İşte insanın hayatı boyunca sırtını yaslayabileceği en güvenli liman budur.
Çünkü dünyada hiçbir servet, “Benim arkamda beni her hâlimle seven bir annem ve babam var.” duygusunun yerini tutamaz.
Breaking Bad dizisinde geçen bir söz aklıma geliyor:
“Biliyor musun Walter, bazen birisinin arkanı kollaması o kadar da kötü bir şey değildir.”
Ben de bu cümleyi şöyle tamamlamak istiyorum:
İnsan, hayatta sırtını yaslayabileceği bir aileye sahipse en büyük servete sahiptir. Çünkü bazı sevgiler yalnızca sevilmek değil, arkanda dimdik durulduğunu bilmektir.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/bir-sacin-hikayesi-marc-cucurella-333785h.htm,


