Görmek İçin Sen Varsın
“Görmem için sen varsın,” diyor Bekir Akdeniz. Ne kadar derin bir sitem, ne büyük bir hakikat…
Peki, sevmeden nasıl sevileceksiniz? Eğer gerçekten bir gönle misafir olmak istiyorsan, önce oraya gönülden yürüyeceksin. Yani samimi olacaksın. Büyük mütefekkir Cemil Meriç’in o eşsiz ifadesinde buyurduğu gibi: “Samimi olmak lazım; çünkü samimiyetin dilini körler görür, sağırlar bile işitir.”
Değerli dostlarım, sevgi, Cenab-ı Hakk’ın bizlere bahşettiği en kıymetli, en zarif hediyedir. Hayatın her alanında hesapsızca israf yaparken, iş sevmeye, sevgiyi bölüşmeye gelince maalesef birer cimriye dönüşüyoruz. Oysa sevgi, paylaştıkça çoğalan yegane hazinedir. Bizler sevgimizi saklıyoruz; en yakınımıza, en sevdiğimize bile “Seni seviyorum” demeyi bir yük görüyoruz.
Bakınız, bu hususta İki Cihan Güneşimiz Peygamber Efendimiz (Aleyhisselâm)’ın hayatından ne güzel bir nasihat uzanıyor bizlere: Bir gün bir zat, Efendimiz’e gelerek, “Ya Resulallah, ben seni çok seviyorum,” der. Alemlerin Efendisi buyurur ki: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Başka bir gün bir başka sahabe, “Ya Resulallah, ben filanca kimseyi çok seviyorum,” deyince Efendimiz sorar: “Peki, gidip bunu onun yüzüne söyledin mi?” “Hayır, söylemedim Ya Resulallah” cevabı üzerine Efendimiz o altın tavsiyeyi verir: “O halde hemen git ve ona sevdiğini söyle ki aranızdaki muhabbet artsın.”
Efendimiz (Aleyhisselâm) sevgi konusunda işte bu kadar hassastı. Bizler ise karşılıksız, bedelsiz bir sermaye olan sevgiyi; dostlarımızdan, arkadaşlarımızdan, kısacası insandan esirgiyoruz. Lütfen sevdiğimizi söylemekten çekinmeyelim. Biz susarsak, kalbimizdekini dile getirmezsek, karşımızdaki insan bunu nereden bilecek?
Değerli dostlarım, ben şahsen insanı seviyorum. Bir görme engelli olarak “Görmeden seviyorum” dediğimde insanlar şaşırıyor, hayret ediyorlar. “Bir insan görmeden nasıl sevilir?” diyorlar. Emin olun, bunun cevabı çok basit: Bir insanın yüreği, kalbi, ruhu hiç baş gözüyle görülebilir mi? Elbette hayır. Ruh ancak hissedilir. İşte ben de tam olarak bunu yapıyor, hissediyorum.
Aslında insanı asil kılan; serveti, bilgisi ya da sahip olduğu makam mevki değil, tavır ve davranışlarıdır. Ben insanın boyuna, posuna, rengine bakmam; doğrudan yüreğine bakarım. O yürekte sevgi var mı? Kalbinde ince bir hissiyat barınıyor mu? Ruhu hâlâ çocuksu ve bozulmamış kalabilmiş mi? İşte benim sevdiğim insan budur. “Hal dili” derler ya hani… Biz görme engelliler, insanların hal dilini çok iyi okuruz.
Bunu küçük bir misalle anlatayım: Bir gün arkadaşlarla yemeğe gittik. Masa binbir çeşit ikramla donatılmıştı; tabii ben hiçbirini görmüyorum. Arkadaşlardan biri, “Bekir abi, şu yemeklerin güzelliğini, ihtişamını görüyor musun?” diye sordu. Dedim ki: “Ben görmüyorum. Hem bana ne dış görünüşünden? Ben lezzetine, tadına bakarım. Tadı dilime hoş geliyorsa, işte o zaman güzeldir.”
Biz ne diyoruz? “Görmem için sen varsın.” Oysa sen sadece bakıyorsun. Bakmak, görmek değildir dostlar. Herkes bakar ama herkes gerçeği göremez. Çünkü bakmak gözün, görmek ise kalbin işidir. Gören göze karanlık perde olamaz; ama görmek istemeyen göze ışık ne yapsın, güneş ne yapsın?
Meşhur Ferhat ile Şirin hikayesini bilirsiniz. Ferhat, Şirin’ine kavuşabilmek için Amasya’da koca dağları delerken köylüler ona acıyıp halini kınamışlar: “Ey Ferhat, kendini harap ediyorsun. Bu dağları kimin için deliyorsun? Şirin dediğin kara kuru, sıradan bir kız. Değer mi onun için bu çileye?” Ferhat, o sığ bakışlara öyle muhteşem bir cevap vermiş ki yüzyıllardır yankılanır: “O Şirin’e bir de benim gözümle bakabilseniz…”
Demek ki değerli dostlar, mühim olan neye baktığınız değil, ona nasıl baktığınızdır.
Benzer bir dersi de Mecnun verir bizlere: Mecnun bir gün çöllerde aklı bir karış havada, aşkından sarhoş bir halde Leyla’sını düşünerek yürürken, namaz kılan bir zatın önünden geçer. Namazı bitiren adam öfkeyle Mecnun’a çıkışır: “Ey Mecnun! Görmüyor musun namaz kıldığımı? Namaz kılan birinin önünden geçilir mi hiç?” Mecnun durur ve adama sessizce bakar: “Kusura bakma ey fani,” der. “Ben Leyla’yı düşünürken seni inan ki görmedim. Peki, sen hakkıyla Mevla’yı düşünürken beni nasıl gördün?”
İşte her şey o bakış açısında gizlidir. Ve bütün bu hikayelerin, bu sırların kapısı tek bir anahtarla açılır: Sevgi.
Ben insanları seviyorum. Sizi bilmem ama ben şahsen sevmeden, sevgiyi hissetmeden yaşayamam. Şunu asla unutmayın ve sevmekten korkmayın: Seven bir kalp kolay kolay yorulmaz, kriz geçirmez, yıpranmaz.
Sözün özü; birbirini gerçekten seven insanlar için yoldaki engelleri aşmak, yüzdeki tatlı bir tebessümden ibarettir. Çünkü bu dünyadaki en büyük, en aşılmaz engel sevgisizliktir. O halde gelin; empati yapalım, ön yargılarımızı bir kenara fırlatalım ve tüm engelleri sevgiyle, hep beraber aşalım.
Ve hiç aklımızdan çıkarmayalım: Bu dünyada herkes, aslında birer engelli adayıdır.
Sevgi ve saygılarımla…
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/bekir-akdeniz-diyor-ki-gormem-icin-sen-varsin-332376h.htm,


