Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta ortaokul çağındaki çocukların okullara yönelik saldırılar gerçekleştirmesi hepimizi derinden sarsmıştır. Henüz hayatın başında olan çocukların, eğitim yuvalarını şiddetin mekanına dönüştürebilecek bir noktaya gelmiş olması, yalnızca bireysel bir sapma değil; toplumsal bir kırılmanın işaretidir.
Bu tür olaylar karşısında ilk refleks çoğu zaman suçlu aramak olur. Oysa burada karşımızda duran tablo, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Aile yapısından eğitim sistemine, dijital mecralardan sosyal çevreye kadar uzanan geniş bir etki alanı söz konusudur. Çocuklar, içinde bulundukları dünyanın aynasıdır. Onların davranışlarında gördüğümüz her aşırılık, aslında toplum olarak gözden kaçırdığımız bir eksikliğin yansımasıdır.
Özellikle son yıllarda çocuklar arasında mafyalaşma özentisiyle şiddetin normalleşmesi, dijital platformlarda kontrolsüz içerik tüketimi ve akran zorbalığının görünmez bir salgın gibi yayılması, çocukların ruh dünyasında derin yarılmalara yol açmaktadır. Eğitim kurumları ise yalnızca akademik bilgi veren yapılar olmaktan çıkıp, çocukların psikososyal gelişimini destekleyen güvenli alanlar olmak zorundadır. Ne var ki bu dönüşüm, çoğu zaman yeterince sağlanamamaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus da “erken uyarı” mekanizmalarının zayıflığıdır. Öğretmenlerin, rehberlik servislerinin ve ailelerin çocuklardaki davranış değişimlerini zamanında fark edememesi ya da gerekli müdahalelerin gecikmesi, küçük sorunların büyüyerek telafisi güç sonuçlar doğurmasına neden olabilmektedir. İddialara göre Kahramanmaraş’taki olayın faili, normal davranışlarda bulunmayan, arkadaşlık ilişkileri iyi olmayan ve psikolojik sorunları olan bir çocukmuş. Bunun hiç kimse tarafından fark edilmemiş olması düşündürücüdür.
Bu noktada yapılması gereken, meseleyi yalnızca güvenlik perspektifiyle ele almak değildir. Elbette okul güvenliği artırılmalı, riskler minimize edilmelidir. Ancak asıl çözüm, çocukların zihinsel ve duygusal dünyasını güçlendirmekten geçmektedir. Değerler eğitimi, empati becerisi, öfke kontrolü ve sosyal uyum gibi konuların eğitim sisteminde daha güçlü bir şekilde yer alması kaçınılmazdır.
Toplum olarak unutmamamız gereken en önemli gerçek şudur: Bir çocuk şiddete yöneliyorsa, bu yalnızca onun değil, hepimizin meselesidir. O çocuğun hayatına dokunan her kurum ve her birey, bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Bugün yaşanan acılar, yarın daha büyük trajedilere dönüşmeden önce, hep birlikte düşünmek ve harekete geçmek zorundayız. Çünkü çocuklarını kaybeden bir toplum, geleceğini de kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/cocuk-siddeti-331054h.htm,








