Dinimiz, kültür ve medeniyetimiz, bizden yaşça büyük olanlara saygı ve hürmet göstermeyi gerekli kılmış, bu anlayışı da sosyal hayatın her alanına yansıtmıştır. Dünyanın küreselleşmesiyle birlikte insanların neredeyse tek tipleştiği, kültür ve medeniyetlerin ise âdeta can çekiştiği şu asırda, büyüklere ve yaşlılara saygının gelecek kuşaklara aktarılması, ahlâkî bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır.
İnsanlık, kimi zaman çok çetin imtihanlar verir. Pandemi de bunlardan biriydi. İtalya, İspanya ve İsveç gibi ülkeler, COVİD-19 salgınında yaşlıları (kasıtlı olarak) ölüme terk ettiği yönünde haberleri duymuşuzdur. Müslümanlar ise, yaşlıları rahmet, bereket ve nimet olarak görür.
Kültürümüzün temelinde önemli bir yere sahip olan devlet kademelerindeki makam sahiplerine karşı tutum ve davranışlarımız da yukarıda değinilen olumsuz etkilenmeden nasibini almıştır. Rehberlik ve aydınlatma amacıyla bu konuya da yer verilecektir.
Aile Büyüklerimize Karşı Tutum ve Davranışlarımız
- Odaya girdiklerinde, ayağa kalkmalı, (şayet baş köşede oturuyorsak) saygı ve hürmetle baş köşeye buyur etmeliyiz.
- Bulundukları mekânda, ayaklarımızı uzatma, bacak bacak üstüne atma, uygunsuz oturma gibi edebe mugayir olan oturma türlerinden kaçınmalıyız.
- Konuşma sırasında, kullanacağımız kelimeleri özenle seçmeli, onları incitecek ima, eylem ve davranışlardan kaçınmalıyız. (İsrâ, 17/23-24.)
- Nefsimize ağır gelse bile, bizlerin menfaatine olan nasihatlerine kulak vermeliyiz.
- Hayat adına onların engin tecrübelerinden en iyi şekilde yararlanmalıyız.
- Beceri ve kabiliyetlerimiz nispetinde, anne ve babalarımıza ev işlerinde yardımcı olmalıyız. Yatak ve çamaşır toplama, sofrayı kurma/kaldırma, çöpleri dökme, ekmek alma vd. Bu tür davranışlar, onların dualarını almaya vesiledir. Ayrıca sorumluluk alma ve kendimizi geliştirme açısından da bizler için kazanımdır.
- Aile içerisindeki anlaşmazlıkların çözümü için başka mecralara gitmemeli, sorunları kendi içimizde halletmenin yollarını aramalıyız.
- Anne-babadan bir haksızlık görmüş isek, bunu mesele haline getirmemeli, söz konusu olumsuzluğu/haksızlığı, (zorluklarla mücadele ederek) karakterimizin gelişmesi ve güçlenmesi açısından fırsata çevirmesini bilmeliyiz.
- Geçmişte yaşanmış olumsuz hadiseleri ve anıları gündeme getirmemeli, daima iyilikleri konuşmalıyız.
- Ebeveynlerimiz, dinimizin tasvip etmediği tutum ve davranış içerisine giriyorlarsa, hak ve doğru bildiğimiz düşünce ve fikirlerimizi uygun dille (kırmadan-dökmeden) anlatarak ikna yollarını aramalıyız.
- Bazı anne ve babaların çocuklarına karşı duygu sömürüsü yaptığı, kendilerini acındırdıkları vakidir. Bu ve benzeri durumla karşı karşıya kalan evlat, serin kanlı ve ustaca hareket ederek kırmamayı ve incitmemeyi temel ilke edinmelidir.
- Düşkün durumda veya yaşları ileride olan ebeveynlerin ne yapıp ne edip onların ahir ömürlerinde ve zor zamanlarında hayır dualarını alacak tutum ve davranışlar içerisinde olmalıyız.
- Yaşlılıktan mütevellit, mütemadiyen hatıralarını tekrar ediyorsa, “ilk defa dinliyormuş gibi” can kulağıyla dinlemeli, “bunu daha önce de anlatmıştın; sonra da şöyle şöyle olmuştu…” gibi ifadelerle sözlerini kesmemeliyiz.
- Bir meclis içerisinde sohbet esnasında, tekzip ve tenkit edici bir üslupla sözleri kesilmemeli ve zor durumda bırakılmamalıdır.
- Sevdiğimizi, saydığımızı ve onlara değer verdiğimizi başkalarının yanında hissettirmeliyiz.
- Uzaklarda isek, hâl hatır sormak için telefonla aramışsak, hayır dua alma, sevgi, saygı ve hürmetimizi izhar etmeliyiz.
- Siyasi mülahazalara girerek yahut kemikleşmiş fikirleri gündeme taşıyarak tartışmaya ve münakaşaya girmemeli, ortamı germemeliyiz.
- Tenbih, telkin, tavsiye ve nasihatlerini kulaklarımıza küpe etmeliyiz. Hiçbir anne-baba, evladının kötü ve zor durumda olmasını istemez.
- Belirli konularda, onların hayat tecrübelerinden yararlanmasını bilmeliyiz. Bu doğrultuda, istişare mekanizmasını iyi işletmeliyiz.
- Büyüğümüz olarak anne ve babalarımız, çocukları arasında adaletsiz davranıyorlarsa bile bu durum, bizlerin saygı ve hürmette kusur göstermesine engel değildir. Çocuklar olarak onlara karşı sorumluluklarımız ayrı, ebeveynlerimizin çocuklarına karşı adaletsiz davranması ayrıdır. İki yanlıştan bir doğru çıkmayacağına göre, biz, maruf (iyi) olanı yerine getirmeliyiz.
- Mali imkânlarımız elverişli ise, anne-babamızla hac ve umre ibadetlerini birlikte eda ederek iyi bir anı biriktirebiliriz. Yine, onların gitmediği şehirlere/yerlere, günü birlik gidebiliriz. Böylece bu dünyadan göçüp gittiklerinde, vicdanen rahat ve tatlı hatıralarla avunabiliriz. Çünkü bu tip organizasyonlar, önceki yıllara nazaran daha kolaydır. (Van’da görev yaptığım dönemde, Sn. Valimiz Ozan Balcı; Van genelinde, ömründe hiç Van’ı ve denizi görmemiş hanımların tespit edilmesini ve onların Van ile denizi görmelerine imkân sağlayacak bir program hazırlanmasını istemişti. Halk arasında büyük bir karşılık bulan bu güzel uygulamayı, aslında bizler de kendi ebeveynlerimiz için rahatlıkla hayata geçirebiliriz.)
- Bayram günlerinde, bir hediye alabiliriz. Onlar için harcanan paranın, misliyle bereket olarak geri döneceğinden kuşkumuz olmasın.
- Yanlarına giderken sembolik bile olsa hediyeler götürmeliyiz.
- Evli ve ayrı evde oturuyorsak, anne babamızı maddi yönden zor durumda bırakabilecek ve istismar edecek her türlü tutum ve davranışlardan kaçınmalıyız.
Makam Sahibi Büyüklerimize Karşı Tutum ve Davranışlarımız
Makamlar, devletin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. O makamda bulunanları sevmek zorunda değiliz. Ancak saygı göstermek dini ve kültürel geleneklerimizdendir. Bu sebeple, makamda bulunanları saymalı, ilişkilerimizi bu minvalde kurup geliştirmeliyiz.
- Göreve yeni başladıklarında, randevu alınmalı, belirtilen saatte “hayırlı olsun” ziyareti gerçekleşmelidir. Ziyarete, önceden hazırlanan sembolik hediye ile gidilmelidir.
- Odaya girmeden önce, cep telefonları sessiz konuma alınmalıdır.
- Sekreter, makama “buyurunuz” dediğinde içeri girmeli işaret edilen yere oturulmalıdır.
- Ziyaret esnasında usûl ve âdâba ters düşen tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır. Örneğin makam sahibiyle göz teması kurulmalı, gözlerimizle etrafı süzmekten uzak durulmalı; nezaketli bir şekilde oturulmalı, eller masaya konulmamalı ve masadaki kâğıt, kalem gibi nesneler alınarak kullanılmamalıdır.
- Herhangi bir maruzat için ziyarete gidilmiş ise, uygun bir dil ile derdimiz anlatılmalıdır. Meselenin halli için rehberlik, telkin ve tavsiye alınmalı ya da istişare edilmelidir.
- Makam sahibine bağlantılarımızdan bahsederek (“gazetecileri ararım, savcıyı tanıyorum, falanca akrabam, size burada iş yaptırmam” gibi) tehditkâr bir üslup kullanılmamalı, böyle bir hadsizliğe tevessül edilmemelidir. (Maalesef bunlar yaşanmaktadır.)
- Psikolojik baskı altına alarak hata yapmalarına yol açan her türlü gereksiz tartışmalara, boş ve faydasız konuşmalara girilmemelidir.
- Taleplerimiz, meşru ve mer’î mevzuata uygun olmalıdır. Hukuksuz veya kanunsuz yollar teklif edilmemelidir.
- Makam sahipleri, hanemize ya da iş yerimize herhangi bir vesileyle ziyarete geldiklerinde; ikram ettiğimiz bir şeyi fırsata çevirerek uygun olmayan taleplerde bulunmak son derece nahoş bir davranıştır. Böyle bir tutumun ne dinimizde ne de kültürümüzde yerinin bulunmadığını özellikle belirtmek gerekir.
- Bürokrat veya makam sahibi kimselerin yanlarına gidip sık sık fotoğraf çektirerek bunları paylaşmak suretiyle rant devşirmeye çalışmak, kişiyi riya ve şöhret hastalığına sürükleyebilir. Büyükleri ziyaret etmek elbette önemlidir, ancak bunun şahsımıza zarar verebilecek bir gösteriş aracına dönüşmesine yol açacak davranışlardan uzak durmak gerekir.
Devlet, millet ve din için kendisini yetiştirmiş amirlerin bilgi, tecrübe ve kabiliyetlerinden azami ölçüde istifade edebilmek için onlarla uyum içinde çalışmak ve halkla rahatça buluşmalarına yardımcı olmak gerekir. Özellikle öğrenciler, gençler, yaşlılar, aileler, engelliler ve benzeri kesimlerle bir araya gelmelerine imkân sağlayarak devlet ile millet arasında güçlü bir köprü kurulmasına katkıda bulunmak önemlidir. Bu da usûl ve âdâba riayet etmemizle, devlet teamüllerini işletmemizle mümkündür.
Makamlarda görev alan kimseler de nihayetinde bizim gibi insandır. Ancak yukarıda zikredilen yaşanmış veya yaşanması muhtemel durumlar sebebiyle, işlerin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için son derece resmî davranmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum ise, (devleti temsil eden) makam ile millet arasındaki mesafenin korunmasına ve ilişkilerin belirli bir sınırın ötesine geçememesine yol açmaktadır. İlişkilerin sınırlı seviyede kalması ve hizmet gitmemesi de ayrı bir sorumluluktur/vebaldir.
Büyüklerimize Karşı Tutum ve Davranışlarımız
Yaşlılık, Allah’ın yeryüzünde kurduğu düzenin bir parçasıdır. Onların varlığına tahammül etmeli, yaşamlarındaki doğrulardan, yanlışlardan ve hatalardan dersler çıkarmalıyız. İnsan onuruna yaraşır biçimde yaşlılara saygı göstermeli, incitici söz ve eylemlerden özenle kaçınmalıyız.
- Trafikte seyir halindeyken, yaşlı kimselerin sakin/yavaş araba kullanmalarını ya da hatalarını mazur görmeliyiz.
- Çarşı, pazar veya alışveriş esnasında, onlara öncelik tanımalıyız.
- Bulunduğumuz meclise girdiklerinde toparlanarak onlara saygı duyduğumuzu hissettirmeliyiz.
- Gereksiz ve lüzumsuz tartışmalara girmemeli sözlü ve fiziki müdahalelerde bulunmamalıyız.
- Yaşlı bir komşumuz varsa, zaman zaman hâlini hatırını sormalı, ihtiyaç duyduklarında çekinmeden bize söyleyebileceklerini özellikle belirtmeliyiz. Çünkü pazar alışverişi, ilaç yazdırma, doktora gitme, emanet götürüp getirme ve (EFT, MHRS ve e-devlet gb.) teknolojik destek, gibi günlük ihtiyaçları mutlaka olacaktır. Bu tür işler bizim için oldukça basit görünse de onlar için zor ve karmaşık olabilir.
- Tecrübeli, âkil, bilge nitelikte donanımlıysa veya kütüphanesi varsa, onlardan yararlanmasını bilmeliyiz. Böylece fikir alma, tecrübelerinden yararlanma ve yaşadıkları tarihi hadiseleri birinci ağızdan dinleme gibi kişisel gelişimimize katkı sağlayacak anekdotları kaçırmayız.
- Gönüllerini ve hayır dualarını almamız, dünya ve ahiret yolculuğunda açılmayan kapıların açılmasına vesile olacağını hatırımızdan çıkarmamalıyız.
- Maddi ya da manevi yönden istismarın her türlüsünü aklımızdan dahi geçirmemeliyiz.
Üç başlık altında ortaya konan telkin ve tavsiyeler, özünde “yeryüzünde iyiliği yayma, sâlih amel işleme ve Allah’ın rızasını kazanma” ilkelerine yöneliktir. Gençlik nimetinin bizde ebediyen kalmayacağını içselleştirmeli, (ömrümüz olursa bir gün) bizim de yaşlılar kervanına katılacağımızı unutmamalıyız. Dolayısıyla, bize nasıl davranılmasını istiyorsak yaşlılara da aynı şekilde muamele etmek hem tutarlılık hem de ahlâkî olgunluk açısından son derece önemlidir.
Sonuç itibariyle, büyüklere karşı nasıl davranılması gerektiğinin bir yolu ve yöntemi vardır. Bu usûlü işlettiğimiz takdirde, dinimizi/kültürümüzü pratiğe yansıtabildiğimiz gibi Hz. Allah’ın rızasını da kazanacağımızı hatırımızdan çıkarmayalım.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/buyuklerimize-karsi-tutum-ve-davranislarimiz-331019h.htm,








