Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 19 yaşındaki Ö.K.’nın, “açık liseye” gönderilmesinin ardından eski okulu olan liseye pompalı tüfekle saldırı düzenledi.
Saldırı sonucunda 16 kişinin yaralandığını belirtirken, yaralılardan 4’ünün durumunun ağır olduğu öğrenildi. Olay sonrası saldırgan intihar ederek yaşamına son verdi.
Ö.K.’nın saldırıyı önceden sosyal medyada yaptığı “Hazır olun bu okulda bir kaç gün sonra saldırı olucak hazır olun kunduzlar” paylaşmıyla saldırıyı önceden haber verdiği ortaya çıktı.
KAÇ ÖĞRETMEN TABUTUNUN OMUZLANMASI BEKLENİYOR?
Bugün kalemimden mürekkep değil, bir kentin, bir mesleğin ve geleceğimizin sessiz çığlığı dökülüyor. Şanlıurfa’dan gelen haber, sadece 16 yaralının değil, tüm eğitim camiasının kalbine sıkılan bir kurşundur. Bir liseye elini kolunu sallayarak giren bir saldırgan, gençlerin hayallerini ve öğretmenlerin huzurunu tarumar edip giderken; geriye sadece barut kokusu değil, koskoca bir “güvenliksizlik” enkazı bıraktı.
Sormak istiyoruz: Okullarımız ne zaman kurtarılmış bölge olmaktan çıktı da savunmasız birer hedef haline geldi?
Bizler, tebeşir tozunu ciğerlerimize çekerken, kapıda bizi koruyan bir polisin ya da profesyonel bir güvenlik sisteminin olmadığını biliyorduk. Ama bu kadar “sahipsiz” olduğumuzu hiç düşünmemiştik. Bir yanda can güvenliği kalmayan sınıflar, diğer yanda ise asli görevini unutup ideolojik pozlar vermeyi vizyon sanan yönetim anlayışları… Öğretmen sınıfta can derdiyle boğuşurken, en tepedekilerin toplumu ayrıştıran figürlerle “boy boy resimler” vermesi, bu yaraya tuz değil, kezzap basmaktadır.
“Emekli olalım” diyoruz, sesimiz boğazımızda düğümleniyor. Otuz küsur yılını bu ülkenin evlatlarına adamış bir öğretmenin, emekli olduğunda açlık sınırının altında bir yaşamla cezalandırılması, devletin kendi hafızasına ihanetidir. Geçinemediğimiz için çalışmak zorunda kalırken, öte yanda her önüne gelenin öğretmenlik mesleği üzerine fütursuzca yorum yapabilme cüretini kendinde bulması; motivasyonumuzu değil, yaşama sevincimizi bitirdi.
Şimdi açıkça soruyoruz:
Güvenliğimizin sağlanması, okulların gerçek anlamda korunması için daha kaç öğretmenin fidan gibi devrilmesi gerekiyor? Kaç okul koridorunun kanla yıkanması lazım ki “eyvah” diyesiniz?
Tükenmişlik sendromu artık bir tıbbi terim değil, bir mesleki kimlik haline geldi. Bizler sadece “öğretmen” değil, aynı zamanda bu sistemin görünmez kurbanlarıyız. Unutmayın; öğretmenin güvende olmadığı bir ülkede, hiçbir çocuk geleceğe emin adımlarla yürüyemez.
Lanet okumak yetmiyor. Vicdanların ayağa kalkması için daha kaç tabutun omuzlanması bekleniyor?
Hamdi Salar
Eğitimci
, www.kalehaber.net, https://www.kalehaber.net/turkiye-egitim-kurumundaki-cani-saldiriya-odaklandi,








