İnsanoğlu, yeryüzünü imar etmek ve ahireti kazanmak amacıyla belirli bir süreliğine dünyaya gönderilmiştir. Her iki dünyada da başarıya ulaşabilmesi ise plan, program ve prensip üzere bir hayat sürmesine bağlıdır.
Kişinin günlük hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi ancak gıdalanmayla (dengeli beslenmeyle) mümkündür. Ömrünü disiplin/prensip üzere geçirmesi gereken Müslüman, yeme içme konusunda da usûl ve âdâba riayet etmesi gerekir.
Ayetlere, hadislere ve ahlâk kitaplarına bakıldığında, yeme içmeye dair bilinmesi gereken pek çok önemli hususun bulunduğu görülmektedir. Neredeyse her şeyin fabrikasyon hâle geldiği günümüzde ise bu konulara özellikle dikkat çekilmesi gerekmektedir. Yazımızda, bu hususlardan birkaçına bilhassa değinilecektir.
Her Yiyeceğin Tüketilmemesi: Mümkün mertebe hazır yiyecekler yerine ev yemekleri tercih edilmelidir. Kur’ân-ı Kerîm’de helal ve temiz (tayyib) gıdaların tüketilmesi; kan, domuz eti, murdar olan ve Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanların yenilmemesi emredilmektedir. Gıda sektörünün devasa ölçüde büyüyüp gelişmesi, dünya nüfusunun artması, maliyetlerin düşürülmesi, kullanılan mamullerde ucuz ve kolay temin edilebilen seçeneklere yönelinmesi ve daha fazla kazanç elde etme arzusu gibi etkenler, tükettiğimiz her yiyeceğe mesafeli yaklaşmamızı âdeta zorunlu kılmaktadır.
Bedenimize ve zihnimize fayda sağlaması, hatta şifa olması, tüketmek istediğimiz yiyeceklerin temel gayesi olmalıdır. Nitekim “Hiçbir kişi, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır…” (Tirmizî, Zühd 47.) hadisi, dengeli beslenmeye, yeme ve içmede seçici davranılması gerektiğine işarettir. Daha açık tabirle, seçici davranarak her yiyeceği tüketmemeliyiz.
Dışarıdan (Hazır) Yemek: Önceleri lüks olarak görülen, ancak günümüzde sıradanlaşan “dışarıda yeme” eylemi her ne kadar mübah olsa da bünyesinde bazı şüpheleri barındırmaktadır. Yemeği hazırlayan kişinin manevi temizliği ve hijyen kurallarına riayet etmesi, kullanılan malzemenin haram olmaması (murdar hayvan ya da domuz mamulleri içermemesi) ve insan sağlığını tehlikeye atacak nitelikte düşük kaliteli ürünlere yer verilmemesi büyük önem taşımaktadır.
Haberlerde ve çeşitli videolarda, bazı gıda üretim tesislerinin ve lokantaların insan sağlığını tehlikeye atacak derecede kötü koşullara sahip olduğu açıkça görülmektedir. Üstelik bunlar yalnızca görebildiklerimizdir; peki ya göremediklerimizin durumu nasıldır?
Bu meselenin somut olarak daha iyi anlaşılabilmesi için şu örneği aktarmak yerinde olacaktır: Alman gazeteci Günter Wallraff’ın 1985’te yayımlanan En Alttakiler (Ganz Unten) adlı kitabı, 38 dile çevrilmiş ve 5 milyondan fazla satmıştır. Lens ve peruk kullanarak kılık değiştiren Wallraff, “Ali Levent Sinirlioğlu” adıyla yaklaşık iki yıl boyunca Almanya’daki Türk işçilerinin maruz kaldığı ağır sömürü, ırkçılık ve insan hakları ihlallerini bizzat gözlemlemiştir. Kitabın “Zevkli Yemek ya da Zıkkımın Kökü” başlıklı bölümünde ise dünyaca ünlü bir fast-food zincirinin Hamburg’daki (Gänsemarkt Meydanı) şubesinde Ali adıyla işe başladığını, burada hijyen koşullarından son derece uzak, insan sağlığını ciddi biçimde tehdit eden ürünlerin nasıl servis edildiğini ayrıntılarıyla aktarmıştır.
“Ne yani, dışarıda yemek yiyemeyecek miyiz? Abartmayın lütfen! Bu kadar evham da fazla olmuyor mu?” sorusuna şöyle cevap verilebilir: Bir kimse, elbette dışarıda yemek yiyebilir, ancak gittiği yeri iyi tanımalı, güvenirliğinden emin olmalıdır. Kısaca seçici davranmak şartıyla dışarıda yemek mümkündür. Nasıl ki otomobilimizin yağını değiştirirken ya da akaryakıt alırken son derece titiz davranıyorsak, kursağımıza giren lokmanın da helal, temiz ve insanın saygınlığına yaraşır nitelikte olmasına aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Bununla birlikte, yemeği hazırlayan kişinin maddi temizliği kadar manevi temizliği (abdestli olması gb.), içtenliği, samimiyeti ve ruh hâli gibi unsurlar da yemeğe sirayet eder. Dolayısıyla tüm bu hususları göz önünde bulundurmamız, karakterimizin oluşmasına ve ibadetlerimizden haz almamıza doğrudan tesiri vardır.
Ayrıca günümüzde karşılaştığımız pek çok sağlık probleminin ve kronik rahatsızlığın temel sebeplerinden birinin hazır yiyecekler olduğunu da özellikle belirtmek gerekir. Zira hazır yiyeceklerin insan metabolizmasını olumsuz yönde değiştirdiği, yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur.
İsraf: Otel, okul, askeri kışlalar, öğrenci pansiyonu, eğitim merkezleri, moral evleri ve devlet daireleri gibi toplu yemek yenilen yerlerde, ekmek ve yemek israfının yekûn teşkil ederek büyük oranlara ulaştığı herkesçe bilinmektedir.
Yiyebileceğimiz kadar yemeği tabağımıza almalı ve aldığımızı da bitirmeliyiz. Porsiyonda yemek bırakmak da aşırı yemek tüketmek de israf ve sefihliktir.
Ekmek israfına da ayrıca değinmek gerekir. Yapılan istatistikler ve araştırmalar, günlük ekmek israfının Türkiye’de 4–5 milyon, Fransa’da 3 milyon, Almanya’da 6,6 milyon ve Belçika’da ise yaklaşık 1,35 milyon adet olduğunu göstermektedir. Bu da demek oluyor ki, ekmek israfı, sofra âdâbında çok titiz davranılması gereken hususlardandır. Alınan ekmek parçasının bitirilmesi, israfa karşı en basit tedbirdir.
Aşırı lüks ve pahalı yerlerin tercih edilmesi hikmete aykırıdır, israftır.
İsrafa karşı topyekûn seferberlik göstermek, yeme içmeden geçer.
Sofra Âdâbı: Sofrada nasıl davranılması gerektiği hadislerde ve ahlâk kitaplarında yer almıştır. Bununla birlikte, toplumumuzun (çok uzun süre değişmeyen) örf ve âdetleri de bu prensiplerin belirlenmesinde etkili rolü bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, sofradaki tutum ve davranışlarımızın temel kaynağı, dini ve kültüreldir.
Hadislerde, yeme içmeye besmele ile başlanması, sağ elin kullanılması, kişinin kendi önünden yemesi, yemeklere kusur bulunmaması, davet edildiğinde icabet edilmesi, midenin üçte birinin yemekle doldurulması, her öğün için tek sofra kurularak ailenin birlikte sofraya oturması, bir yere yaslanarak yemekten kaçınılması, içeceklerin üç nefeste içilmesi, suyun oturarak içilmesi ve yemekten sonra Allah’a hamdedilmesi gibi pek çok ilke zikredilmektedir.
Başkalarını tiksindirebilecek her türlü tutum, söylem, ses ve hareketlerden kaçınılmalıdır. Buna göre, fazla kilolu olan birinin yemesiyle ilgili ileri geri konuşmak, ağızdaki lokmayı çiğnerken ya da çatal/bıçak kullanırken aşırı ses çıkarmak, taklit etmek, yemeği eleştirmek hoş karşılanmamaktadır.
Sofrada, konuşma ile konuşmama arasında denge hâli gözetilmeli, yemeği yapan ve serviste emeği geçen kişilere teşekkür edilmeli, yaşça ve makamca büyüklere göre vaziyet alınmalı, yemek sonrası ağız ve dişler temizlenmeli, davetlerde dikkat çekecek tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
İmkânlar el verdiği müddetçe dışarıda (hazır) yemek yenilmemesi, çarşıda/pazarda ulu orta ve ayakta yeme içmeden kaçınılması, ikram edilen her yiyeceğin israf edilmeden tüketilmesi, sofraya düşen ekmek kırıntılarının ziyan edilmemesi, başkalarının lokmalarına bakılmaması, usûl ve erkandandır.
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/yeme-icme-adabi-330772h.htm,








