Ülkemizin her bir köşesi geçmişten izler barındıran tanıklılarla dolu. İz sürme yolculuğumda yollar beni Adana’ya götürdü. Gördüğüm her detayı hafızama yazdım; gözlerim, kulaklarım ve ruhum ile tarihin sessiz ama coşkulu heyecanına kulak verdim.
Yollar, dağlar, taşlar, raylar, kemerler, sular… hepsi zamanın yükünü taşır. Ve zamanın hikayesini fısıldar kimi zaman sessiz kimi zaman coşkulu, kimi zaman ise öfkeli.
Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde dediği şehirden heybem dolu dolu geldim. Gerçekten bereketli!
Adana’ya dair söylenecek, üzerine yazılacak öyle çok şey var ki! Ben Varda Köprüsü’nden bahsetmek istiyorum.
Bazen bir yapının gerçekliği ile insanların ona yüklediği anlam farklı olur. Çoğu zaman, o yapı asıl gücünü ikinci anlamından alır.
“Var Daha, Var Daha!” diye haykıran bir ses!
Sanki yıllara meydan okuyan köprü; tren rayları, sarp dağlardan şarıl şarıl akan su sesleri ile yıllara meydan okuyor.
“Var daha, Var daha!”, diyor.
“Adana ilinin Karaisalı İlçesi’ne bağlı Hackırı İstasyonu ile Karaisalı Bucağı İstasyonu arasındaki derin vadiyi birbirine bağlayan, mimari yönü itibariyle sanat şaheseri diyebileceğimiz Varda Köprüsü 1907- 1912 yılları arasında yapılmıştır.”
1902-1917 yılları arasında inşa edilmiş bir yapı. Kısa bilgi, birkaç tarih; bir şaheseri anlatmaya yeter mi? Yetmez.
İnsan durup düşünmeden edemiyor. Yüzyılı aşan bir zaman dilimi ve varlığını dimdik sürdüren bir köprü. Ve Rabbime şükürler olsun ki böyle bir sanat eseri ülkemin sınırları içinde.
Rivayete göre: Yöre halkı ve demiryolu çalışanlarının bu viyadüğe Varda Köprüsü adını vermelerinin nedeni şöyle sevgili okurlar:
“Köprü üstünde çalışan işçilerin basit palangalar ile 75 metre aşağıya malzeme indirirken çalışan arkadaşlarını uyarmak için “Vardı Ha!” ünlemi kullanması, zamanla bu ünlemin kısaltılarak “Varda!” sözcüğüne evrilmesindendir.
Rivayet bile olsa adı kalmış, namı yürümüş gitmiş Varda diye. Bana göre Varda, bundan daha fazlası. Çünkü bir yapının inşa edilmesine kafa yoran teknik ekip kadar, o yapının taşına, toprağına dokunan; suyunu, malzemesini taşıyan işçilerin de alın teri konuşulmaya değer. Belki de bu yüzden bazı yapılar sadece mühendislik harikası yaratan zihnin ve dağa taşa sinen ellerin izlerini taşır.
Varda, bir köprüden fazlasıdır.
O, iki yamacı değil iki zamanı bağlıyor.
İnsanın inatla var olma çabasının kanıtıdır.
Kaç ustanın, kaç işçinin, kaç hayatın hikâyesi sindi kemerlerine….
Aşağıda derin bir boşluk; yukarıda sonsuz gökyüzü! Ürpertici!
Ve tam ortasında insan. Düşmekle yükselmek arasında.
Sadece doğal güzellikleri, heybeti, sonsuzluğu değildi onu çekici yapan. Direnişi! İnsan gibi!
Sorular soruyordu:
“Ben buradayım. Ya sen akıp giden zamanın neresindesin?
Bazı yapılar gerçekten taş, demir ve hesapla açıklanamaz. Onlar insan aklının ve emeğinin tarihe attığı imzadır.
Ben de soruyordum:
“Epey geç kaldım ama sana geldim. Adana’nın sarp dağlarının arasında asılı kalmış bir şahesersin, insanda hayranlık uyandırıyorsun elbette; ama bunun yanında nasıl olur da bunca zamana direnirsin?
Sorular ve cevaplar silsilesi…
Öyle zannediyorum ki bazı soruların cevabı sözcüklerle değil, hislerle açıklanıyor.
Sonra Varda Çamlık Kafe’de kahve içerken içten içe konuşurken öyle bir an oldu, öyle zannediyorum ki iç sesimi duydu. Rayların üzerinden usul usul duyulan tren sesleri ve tren. Sanki, “İşte böyle,” der gibiydi.
Varda Köprüsü’nün hikâyesi bir yazıya sığdırılamayacak kadar derin, içli ve hakikâtli.
Bir asrın hikâyesi nasıl bir yazıya sığar ki?
Ben gittim, gördüm, yaşadım, geldim. Ama o hâlâ orada. Yarın başkası, ertesi gün bir başkası…
Varda Köprüsü ise yıllara meydan okuyan duruşuyla, bütün konuklarını ağırlamaya devam edecek; heyebetiyle, azameti ve tevazusuyla…
Sana dair anlatacak çok şey Var Daha!
, www.ilgazetesi.com.tr, https://www.ilgazetesi.com.tr/varda-koprusu-zamani-tasiyan-kopru-330707h.htm,








